Beş Dakikalık Cinnet Herşeyi Çözer!

2012-01-31 11:40:00
Beş Dakikalık Cinnet Herşeyi Çözer! |  görsel 1


Şehvetlerimi kısıtlayamadıklarımdandı. Büyüttüğüm nefretim adını koymama az var. Hepsi aynı sokak taşlarında yazılıydı. Adımı okuyanlar sokaktakiler değildi ne yazık ki. Şimdi tüm hunharca puntoları süsledi ismim. Sahip çıkamadım, oturtamadım, elini bile tutamadım ama sonunu benimle yazdım... Oynattım! Kaç tanesinden biriydik. İnsandık ama normal olmak zorunda olanlardandık. Çok örseledi beni.. Sıkıldığı vakitler de gözümden kan, parmak uçlarımdan göz yaşı bırakıyordum. İkazlarım anlamsız kalıyordu. Beni kör kuyuya batırıp çıkartıyordu bile isteye. Vücudunu satmamasını istiyordum. İkizimde saçları uzundu. Buna ihtiyacı yoktu. O kendi rolünde oynuyordu. Ben ise sahnemi çekmek istiyordum. Seti beğenmedi, ışığı beğenmedi, beni beğenmiş gibi yaptı. Anladığımı hatırladığı zamanlar kediye dönerken ben de sonuma, "Deliye" dönüyordum.

Tüm amacım sadece alayına anormalleşen, kendi içimizde normalleşenden olmasıydı.
Dayanamıyordum günü geldikçe geliyordu. Sinyaller beynime beynime çakılıyordu. Sürekli bir elektrik dolaşıyordu damarlarımda. Kanım çekilmiş pelte gibiyim. Oynamak istediği setin bloklarını kafasına yıkmak fena fikir değildi. Gerçi zaten erkeklere merakı da yok değildi.
Kim bilebilirdi ki bir erkeğin onu sonlandıracağını ?
Görüntüsüne aldandığı er kişilerin ziyadesinde, içimdeki erkeği fark ettirmem şarttı.
Çok zamanlardır bunları yaşıyordum. Vaktini keşke tam bilebilsem!
Kafam allak bullak. Tepemi ellediğim de saçlarım yoktu. Dümdüz ve hafif pürüzlü çimensiydi. Diken çıktı kafamda galiba. Parmak uçlarımda, hoşuma giden hafif acılar barınıyordu kafam. Göremiyordum aynaları küstürmüşlerdi bana. Oysa ki ben aynasız olamazdım.

Müzik dinlemek istiyordum.
Tanrı'm burası neresi ? Yakında nefeslerime dahi mani olacaklar.
Evet yavaş yavaş savaşlarım artıyordu. Kelimelerim de düzensiz nefretler, zafersiz savaşlar artıyordu. Böyle doğmamıştım! Aklımdakini de hayata geçirmiş olamazdım.
Konuşmak istiyordum sesimi sadece içimdeki erkeğim duyabiliyordu. Dışımdan çıkardığım her ses bir dava açıyordu. Üzerimdekiler nedir ? Ben bu şekilde giyinmem ki asla!

Nereye atıldım?
Tırnaklarımdaki ojelerimi nasıl yok edebildiler ? Makyajım nasıl olmuştu ?
Biri görmeme izin vermeliydi!
Yasakların cenneti midir, nedir burası ?
Dışarıda çok ağaç görüyorum. Bir sürü de insan. Ama gözlerim sadece onları görmeye yetiyor. Ayaklarım bir görevini yerine getirse belkide yanlarında olabilirim.
O hemşirelerin ne işi vardı orada?
Peki ben ?
Neden kapıları açan yok? Kimdi beni burada unutanlar ?
Yarım yamalak yenilmiş yemek kapları kimin ?
Ben çok iştahlıyımdır. Bu şekilde tabağımda yemek bırakmamı annem öğütledi bana. Ben yerim hepsini!
Annem nerede?
O beni yalnızlıkların içinde bırakmaz biliyorum kesinlikle Tanrı'dan önce annem gelir. Biliyorum kurtaracak beni. Sesimi duyacak, elimi tutacak ve "Gel kızım diyecek!"
Işıklı yollar açarak gelsin. Biz kaçarken kimse görmemeli. Annem akıllı kadındır bütün detayları düşünecektir. Ne de olsa ben annemin kızıyım!
Beni sinirden geberten kadın nerede?
Hani benden gizli erkeklerle yatan hırçın kahpem! Beni boynuzlayan!
Zor anımdayım sanırım. Kaçmamalıydı yanım da olup, benimle buradan sıvışmanın çarelerini düşünmeliydi.
Kevaşe hatun! Hadi gelsene kandırıkçı!


Dilimdeki uyuşmanın da bir manası olması gerekiyordu. Buğulu görüş alanımdaki sebebiyet mutlaka açılacaktı.
Dayanamıyorum anne, hadi gel artık be kadın!
Kapım çalındı.
- İlaçlarını al! Çabuk bunları iç ve getirilecek olan kıyafetlerini giyin. Ring kapıda seni bekliyor!
Çat!
- Şırink şırink!
Kitledi yosma yine!

Ring mi ?
Ne işim vardı ring de?
Bu ilaçlar. Kırmızı ufak haplar... Kendime mi getirecek ki beni ?
O araç beni nereye götürecek ki? Ben ne yaptım ki ?

"Mutlaka" Kelimesini Bazen "Mustafa" Olarak Anlayabiliyorken kimle ne işim olurdu şu halde?

Bir Selvi Bir Selvi'ye, Gel Beraber Selvi'ye Gidelim Demiş de, Selvi Nerede? Nasıl bulmalıyım kendimi ? Tanrı'dan yardım istemeyecek kadar hesaplıyım O'na!
Selvi Gelmiş, Selvi Gitmiş Ama Selvi'nin Haberi Yok. Selvi Gel Kız Buraya!

Birinin yardımına aşırı ihtiyacım var. Tüm benliğim birbirine girdi. İçime kimin ruhu girdi ve bedenimi kim teslim aldı ?
Sinyalizasyondan Destekli, Frekanslara Yaslamalı, Manyetik Çekimli Algınlıklarım Var Şifacı!
Kurtarsanıza beni!
Sorgulamalar...
Olabilmem için olmam lazım. Olmadan da olmuyor. Oluru olmazı illaki olur. Olsun mu olmasın mı ? Olursa olsun, Zaten olurken "Ölmüşüz!" Fail aramaya ne hacet!

Kapı açıldı!
Elbiselerim yüzüme atılırken;
- Al şunları hemen giyin, araç bekliyor. Hadi oyalanmasana!
Çat! Şırink ve şırink!
Kitledi pezevenk kapıyı yine!
Yardım edenim dahi yok. Kolum yerinden oynamıyor. Bir çare giyinmeye çalışıyorum da doğrusunu yaptığımı hiç sanmıyorum.

Gayretle giyindim. Ayna ? Ulan aynasız nasıl giyinicem? Nasıl durdu şimdi üzerimdekiler? Bir allık sürseydim keşke...
Kapıyı tıkladım. Beni bekleyen adamlar asker olmuş dikilmişler.
Gidesim yok iken bir erkekle gitmeyi sevemedim de bunları bana bonus mu gönderdi Tanrı!
Bu kadar adam ya bana birşey yaparsa? Beni kim bunlara teslim ediyor ?
Tecavüz etmeyeceklerine garanti olan kim ?
Sonuçta hoş hatunum. Hatunlarımı pek güzel etkiliyordum... Erkekler mi dayanamayacak ?
Hassiktiriniz efendim!
Kelepçe ne iş?
Koluma taktıkları fantazi mi ?
Sevemem onlarla olursa. Yakarım bedenimi...

Bindik ring denilen araca... Maviyi de severdim ama çok erkeksi renk içinde tek kadın benim. Fark etmez içimdeki erkekle sohbet ettiririm onları.
Dışarısını görünce buğu filan kalmadı. Sesler git gide netleşmeye başladı. Bir büyük bina burası. Çağlayan'mış... Siyah bir kuş gibi adam geliyor yanıma binaya girince.
Vereceğim ifade filan diyor anlamıyorum. Dövesim var bunu şimdi de ne anlatıyor bu kabarık saçlı merak ediyorum. Kabarık saçlı avukat anlatıyor ben dinliyorum... O susmuyor ben delleniyorum.
Aklımda birşey kalmıyor. Unutmak için dinliyorum ben bu adamı!
Adam işte zaten nesini dinleyecesin ki? Kesin menfaati için çene çalıyor beni oyalayıp pundunu gözlüyor!

Annem!
- Korkma kızım, hallolacak sakin ol yeter diyor!
- Anne seni çok özledim. Nereye gönderdin beni ? Neden gelmedin ?
- Geldiğim de hep uyuyordun kızım... Şimdi sakin ol, okuyorum ben buradan!
- Anne, dönerken beni almayı sakın unutma, Sana çok ihtiyacım var. Anne!

Apar topar sokuyorlar beni duruşma salonuna.
Beyaz saçlı teneşire çeyrek kala dahi, o cübbesi ile beni yargılamaya gelen bir hakim.
Kadınım ya şimdi ne zevk alır beni yargılarken!

Hastane tedavisi süren, bana sorular soruyor.
Hastane de ne tedavim var benim? Sağlık sorunlarım yoktu ki ?
Sadece hayatla savaşlarım vardı o kadar...

Öff soruyor da soruyor be adam sus da kafamı dinleyeyim. Bu adam konuştukça beynimde şimşekler çakıyor. Sinir hali alıyorum... Kelimelerini unutuyorum. Ve burayı sevmiyorum...

Gözleriminin kararıp başımın dönmesi ile beraber salondaki uğultuları duyarak ölüyorum sanki!
Yeter bitsin bu işkence!
İki çift laf etmeden buradan ayrılmak olamaz. Zaten konuş anlat diyip duruyor o beyaz saçlı hakim!

"Yaptıklarımı yapmasaydım, yapamazdım. Yapmalıydım ki yapamayanlardan olmayayım. Yapmışlıklarla yapmamışlıkları anlayacak kadar yaptırımlarınız varsa, her yapılanı yapılmıştan sayma yetkinizde mi var? Yapar gibi yapılsa da yapılmıştan sayılmıyor mu zaten?
Yapmamalısın diyenlerin de yapmış olma ihtimallerine karşın ne yapıldı ne yapılmadı belirli değil. Zaten 5 dakikalık cinnet herşeyi çözer!. Yapın da göreyim o zaman!"

Günaydın Kızım.
- Günaydın anne gazete var mı ?
- Yok kızım. Hastane de sana bir çok şey yasaklanıyor.
- Yemeklerini ye ve ilaçlarını iç.
Annem de o kevaşe hemşireleşmeye başladı!
- Anne, dün ne oldu? Neden yine bu cehnnem bozması yerdeyim ? O erkekler bana birşey mi yaptı yoksa?
- Kızım, birkaç birşey söyledin ve yere düştün. Yeniden buraya geldin. Tedavin 6 ay daha uzatıldı. İfade veremiyorsun. Kendin de değilsin bir süredir. "Oynatma kolunu serum şişen düşecek!"
- Düşmesin tabii anne o lazım bana... Düşüpte kırılmamalı!

Peki anne neden o mahkeme ?
- Kızım, sevgilini öldürmekle suçlanıyorsun. Tüm deliller teknik takip raporları hep seni gösteriyor. Yanlış olduğunu söyledik ama dinletemedik. Al buyur şimdi!

Beynimde öylesine şimşekler çakmaya başladı ki; Doğduğum an'ı hatırlayacak kadar açıldı kafam.
Annem işe yaradı!
- Tamam anne, hadi yemeğimi yedir de ilaçlarımı içeyim hala çok uykum var. Uyurken Tanrı ile toplantı yapacağım! Ve bir daha buraya gelmeyeceksin, Lütfen!

"Ey hayat!
Bana bahşettiğin ruhumun kadınına verdiğin erkekleri katletmem gerekirken ben ruhumun kadınını katletmişim. Mutlusundur... Kaçıncı senden vazgeçenim sayabilir misin ?
Tüm düşmanlarımı kesecekken, suçu onların üzerine atar gibi yapıp sana ve senin mahkumlarının karşısında beni yargılattığın için sonsuz teşekkürler.
Ben de şimdi seni gözden çıkardım. Seni de artık benim yüzümden kim yargılarsa yargılasın. Umrumda olmadığından dolayı zaten senin dayatmalarını da yaşamadık.
O'nu yoldan çıkardın, benden uzaklaştırdın, erkek tenine değdirdin bedenini. İntikam yolunu gösterdin ve şimdi Onsuz kalmamı sağladın. Kaç hastane gezdirsen ne O'nu ne de eski ben'i bulabilirsin. Seni sevmedim "Hayat!"
Haydi yolun açık olsun. Diğer yakacağın vücutlar için başarısızlıklar diliyorum...
Tanrı ile toplantıya giriyorum. Sana verdiği yetkiler üzerine derin sohbetler edeceğim.
Arkamda kalan herkese sonsuz mutluluklar. Aykırı kızınız, aykırı arkadaşınız artık sizinle değil.
Kendimi imha ediyorum. Mutluluklar dilemiyorum size. Bana çok gördüğünüzü size verecek kadar delirmedim daha. Ölümden tırsan "Kaknüs" gibiyken ölüme yakınlaştırdınız...
Yarattığınız bu kaknüs kuşunuzun lanetli duaları hep üzerinizde olsun!"

Bir kadın ile aşk yaşadıktan sonra, aşkından vazgeçemediği ve kendisini bir erkekle aldatan sevgilisini öldüren kadının, ölmeden önce yazdığı son mektup ile gazete manşetlerinde sadece " Suçunu itiraf etti ve intihar etti" Manşetleri ile anılışı...

Hepimize geçmiş olsun... Toplum temizlendi şimdi!



                                                                     S.S.

387
0
0
Yorum Yaz