Ezber Ruhun Son Sahnesi ( Aşkın Izdırabını)

2012-10-28 20:14:00
Ezber Ruhun Son Sahnesi ( Aşkın Izdırabını) |  görsel 1

Alkollü aşk başına geçmekti anlamlarımız. Yaşanmışlıkların altında ezilmek pahası zihnimizde. Karanlık virajları cesaret ile taptığımız aşkımızla sıyırıyorduk. Sinyal yok, kurak yok, ihlal dolu ve hatıraların kaosunda boğuşmakla... Emniyet kemerini inkar etmek zevkti. Meraklarımız sadece park yermizdi...

Çok gezemedik, çok kaçtık...
Kovalayanların sayesinde sadece birbirimize çarpıp durduk. Yaralarımız iz bıraktı, kötürüm kalan sistemimize tedavi yine olamadık. 

Öptük, kokladık... Kokularımızı, cigaradan nefes sanıp içimize çektik.
Vurduk, kırdık...    Düşmanlığımızı ebediyetle yarıştırdık.

Saptığımız yollarda sayemizde çok sonları gördük. Küfür bile tertemiz akıyordu zihnimizde. Ellerimizde bıçaklarımız olsa, bir sevişme molası verip tekrar hayatlarımızı kesip yollarımıza revan olurduk. 
Hüzünlerimizin üzerine gidemedik. Keyifle ezilip altında linç olduk. Yanlız gözlerimizin bizi aramasını öldüremedik. Vefat eden gülüşlerimizin katilleri olarak yaşamak zorunda kaldık. Zorunluluklarımızı, zincirlerimizi kırarak selamlaştık. Yasaklı mahkumları gibi başlayan herşey ilk beraat edilişimizi bayrama çevirdi. Ne zaman ölsek, o an da özlem ile dirildik...

Yeniden varolmanın acısı ile yine katilimiz olduk. Gri tonlama yapıp tüm düşlerimizin de ırzına kanunlar üstü geçtik. Dürüst olamadık... Keşkelerimiz yokmuş gibi hava attık.
Birbirimiz ile yarışıp finalde yine başkalarının çamurlarında dans edip yalanlaştık.
Af dilemekten utanıp, göz kamaştıran bedenlerde birbirimizden öc aldık. Zaten biz sadece kendimize inanmamıştık. 
Küllenmiş öfkleri yaşatmakla kutsandığımızı sandık. Uzak kalmayı çok iyi becerdik ama yakınlarımızdakilerden daha yakındık. Başardıklarımız kendimize takıp, sürekli bakıp hatırladığımız madalyalarımızdı. Rüyalarımızda bile bir dudak mesafesi kadar ikimize hayrandık. Şimdi ertesi gün iğrendiğimiz boyunlarda, tek takımlık aksesuar olduk. Mal olduk, manâmızı kaybedip yok olduk.
İlerisinin olmayacağını kaderimize biz yazdık. Kızgınlıklarımızı gökyüzüne haykırarak kendi aptallıklarımıza kılıf aradık. Geç kalmış mutluluk oyunlarına perde açarak sadece seyircimizi arttırdık ve hiç birini aslında tanımadık.

Dayaklarımız endişelerimizdenmiş...Bazen kanımız bile aynı gurupta akmış. Okşamaları hayvanlara bıraktık. Sonra oturup gıpte etmekle avunduk. Onlar kadar olamamanın cezasını isimlerimize kestik.

Peki ölünce?
Yarım kalmaların acısını, pislettiğimiz bedenlerden çıkınca ödeyeceğiz. Her değen elin izini görünce kusmaktan tekrar tekrar can vereceğiz.
Ulaşamadığımız boyutları, yok olmayacak anlamlarımızı kendimiz ile yaşamak hakikate kaldı.

İstediğim kadar... İstediğin kadar... Adını sevdiğim kadar... Bana taktığın isimler kadar... Hiddetin kadar... Sarışınlığın bana verdiği yetki kadar... Küfürlerim kadar... Nazikliğin kadar...
 

Nefret ettiğim, ettiğin, ettirdiğin ve ettirdiğim kadar...
Düğünüm kadar... Ölümsüzlüğün kadar... İsmini koyduğumuz kadar... Daha yaşayamadığımız tüm güzellikler kadar... Hepsinin olacağı güne kadar... 

Siyah kefenim ile yaratacağım bol alevli, mis kan kokulu mahşerime kadar...
Tek konuk, tek kurban...

Benden çaldığın oyunları çok güzel oynamanla iyi tanıdım dünyamı. Yapma...

Çünkü; Benden önce ölme!


285
0
0
Yorum Yaz